Çocuklarımızı nasıl eğitelim?

Millî Eğitim Bakanlığının “en yüksek danışma kurulu” olarak tanımlanan 20. Millî Eğitim Şûrası “Eğitimde Fırsat Eşitliği” temel ilkesi adı altında 1-3 Aralık 2021 tarihleri arasında Ankara’da toplandı.

20. Milli Eğitim Şurası’nda 128 maddede öneri kararı alındı. Şurada alınan kararlar arasında, “Okul öncesi öğretim programında çocuğun gelişim düzeyi dikkate alınarak din, ahlak ve değerler eğitimi yer almalıdır” ifadelerine yer verildi.

Okul öncesi eğitim ülkeler düzeyinde değişim göstermektedir. İskandinav ülkelerinde yaş 36 aya kadar inmektedir. Bizim ülkemizde ise 48-72 ay arasında okul öncesi yaş grubu olarak kabul edilmiştir.

Okul öncesi çocuğun inanç ve değerler eğitimini devletin örgün eğitimde vermeye kalkması beraberinde birçok sorunu getirmektedir.

Devlet toplum içerisindeki hangi inanç, mezhep ve tarikatın, değerlerinin eğitimini verecektir?48-72 aylık çocukların soyut düşüncesi henüz gelişmemişken, kesin değerler olarak kabul edilen din ve ahlak eğitimini çocuklara vermek ileri yaşamda çıkacak sorunların neler olacağını düşünülmüş müdür?

Çocuk psikolojisi alanında uzman Prof. Dr. Adalet Kandır bakın toplumu nasıl uyarıyor.

“Gündemde eğitimle ilgili birçok sorun varken, yedi yıl aradan sonra 20. Milli Eğitim Bakanlığı Şûrası’ndan çıkan ‘okulöncesi programa din eğitiminin de alınması’ kararını, hiçbir bilimsel temeli olmayan kabul edilemez bir karar olarak görüyorum ve reddediyorum.

Çoğunluğunu 4-5 yaş çocuklarının oluşturduğu okulöncesi dönem, çocuğun gelişimsel olarak henüz yaşadığı somut dünyayı tanımaya ve anlamaya çalıştığı, kavram edinimi kazandığı, soyut düşüncenin gelişmediği, doğru – yanlış ayrımının tam olarak yapılamadığı bir dönemdir. Bu dönemde özgür iradenin gelişebilmesi için bilimsel aklın ve eleştirel düşünmenin temeli atılır.

Bu düşünme sistemi gelişmeden verilen din eğitimi, çocuğu tüm yaşamını etkileyecek bilinçdışı tehditlere açık hale getirecek, onarılmaz düşünsel ve duygusal hasarlar verecektir. Çocukların geleceği siyasal bir ideaya kurban edilemez.

Erken çocukluk akademisyenleri, eğitimciler ve ebeveynler olarak bu kararın karşısında olmalıyız.”Eleştirel düşünceyi, bilimsel gelişmeyi, sorgulamayı öğrenmeden çocuğun düşünsel dünyasını yok etmeyi amaçlanmaktadır.

Efendim, “ağaç yaşken eğilir” mantığıyla hareket ederseniz. Eğilen ağacı büyüyünce düzeltmek mümkün olmuyor. Yaşam boyu boynu eğik olarak sürdürüyor. Mutlak tektir, başka doğru yoktur anlayışı gelişen dünyanın düşünce dünyasında yeri yoktur.“

Z” kuşağı olarak tanımlanan genç nüfus içerisinde istedikleri düşünsel yapının oluşmadığını gördükleri için kendilerince şimdiden önlem almaya çalışıyorlar.

İleri de topluma verecekleri zararın farkında değillerdir. Farkında olsalar bile siyasal düşünce yapılarını daha önemli görmektedirler.

İslam dinini kullanarak terör hareketlerini yürüten El Kaide, IŞİD, El Nusra ve Boko Haram gibi örgütler çeşitli nedenlerle kendilerine katılanları “zihinsel kalıplar oluşturarak beyin yıkama” işleminden geçirerek istediklerini yaptırırlar.

Canlı bomba olmanın gönüllüleri, kafa kesen teröristler, bombalı suikastçılar hep bu yolla yetiştirilenlerdir.

Çocukluk döneminde atılan “Kalıp Yargı”ya dayanan bütün hareketler aynı yolu izlemiştir.

Çocuk yaşlarda, özelikle yoksul ailelerin çocuklarını alarak tarikat yurtlarında, çevrelerinden ve toplumdan yalıtılmış şekilde yetiştirilmeye çalışılmaktadır.

Bu çocuklar ailelerinden koparılıyor. Sabahın köründe zorunlu kalkış, zorunlu namaz dereken askeri disiplin içerisinde kalıyorlar. Hafta sonu ailelerine bile beli saatlerde görüşebiliyorlar. En ufak sorun çıktığında hafta sonu dışarı çıkmaları yasaklanıyor. Yedi gün yirmi dört saat kalıplaşmış değerle içerisinde koşulsuz bağlı olmak zorunda kalıyorlar.

Somut düşünceden soyut düşünceye geçme çağı olan 7-15 yaş arası çocuklara tek yönlü eğitim vermek çocuğa yapılacak en büyük kötülüktür. Yetişme çağında olan, cinsel kimlikleri bile oluşum aşamasında olan çocuklar için harem selamlık yatılı kurslar uygun ortam değil.

Erkek çocuklar kızları, kızlar erkekleri görmüyor, tanımıyor. Kendi cinsleri ile 7/24 zaman geçiriyorlar. Bu dini de değil, insani de değil. Çocuklar hapis hayatı içinde karşı cinsi tanımadan büyüyor. Oradaki görevliler için de sağlıklı bir durum değil.

Müziği, resmi, tiyatroyu, sinemayı ve televizyonu günah sayan kafalardan sağlıklı eğitim beklemek ne kadar doğrudur?

Mustafa Kemal Atatürk “Öğretmenler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister” sözünden birileri nefret etmektedir. Çünkü özgür yetişen, sorgulayan, karşı çıkan bireyler asla onların istediği insan tipi değildir.

Beceriksizlik sonucu oluşan ekonomik sorunları bile “Allah sizi sıkıntı ve yoksullukla sınıyor” diyerek tep tip düşünmeye alıştırılan insanlara yutturulmaya çalışılıyor.

Bertrand Russell diyor ki;

“İnsanlar bilgisiz doğar, aptal değil; eğitimle aptal olurlar.”

Eğitimle aptal yapmak için biz eğitim şuraları yapıyoruz. Yetmiyor, cahilliğimizi cesarete dönüştürüp kahramanlık taslıyoruz. Eğitim felsefesini, eğitim psikolojisini anında yok sayıyoruz.

Karl Marx’ın deyimiyle;

“Celladını kurtarıcısı olarak gören bir toplum, kasabın bıçağını yalayan aptal danaya benzer” demiş. ‘Bir hırka bir lokma’ söyleviyle yola çıkan tüm kişiler celladına aşık kitleler oluştururken kendileri lüksün en tepelerinde yaşarlar…

Bir Latin Atasözüyle yazıyı bitirelim;

“Öküzün önünde, eşeğin arkasında, aptalın her yanında kendini sakın.”

15.12.20121

Muhsin YAZICI

Yorumlar kapalıdır.