Totaliter yapılar “mankurt” insan istiyor

Osmanlı Devleti Balkanlar’da yayılınca “Devşirme Sistemi”ni kurup geliştirmeye başladılar. Osmanlı Devleti’nin fethettiği topraklardan, özellikle Balkanlar- Hıristiyan genç ve yetenekli çocukların toplanması, sıkı bir eğitimden geçirilerek üstün bir asker veya bürokrat oluşturulması sistemidir.

Bugün tarikat yapıları da yoksul ailelerin çocuklarını toplayarak sıkı bir eğitimden geçirerek kendilerine bağlı devşirilmiş insan yetiştiriyorlar.

Tarikat yapılarının en büyük özelliği bir şeyhin müridi olduğun zaman, özgürlüğünden, aklından, düşüncelerinden ve hatta duygularından vazgeçeceksin, yoksa ya atılırsın ya da ağır baskılara uğrarsın. Baskılara boyun eğip kişiliğini yitirenler adeta birer “mankurta” dönüşüyor.

Mankurtlaşmak ne demek diye sorarsanız kısaca yazayım.

“Kafaları tıraşlanarak deve derisinden yapılmış bir başlık geçirilen insanlar güneşte bırakılırlar. Zamanla kuruyan deve derisi kafaya sıkıca yapışır.

Bu arada yeniden uzayan saçlar yer bulamazlar ve kafanın içine-beyine doğru uzarlar. Kişi zamanla yaşadığı inanılmaz acılar içerisinde hafızasını kaybederek yaşayan bir robota dönüşür.

Bu acılar neticesinde “Mankurtlaşmış” insan, anne ve babasını dahi tanıyamaz hale gelir ve kendisine söylenen her şey sorgusuzca yapan bir köle olur.

Anadolu’da kullanılan “Mankafa” kelimesinin de buradan geldiği düşünülür.

Bütün iradesini kaybedip şeyhin iradesine bağlanan kişi, artık “mankurt” olmuştur.

Tarikat yurtları askeri kışladan beter bir disiplin içerisinde yürüdüğünü ülkede bilmeyen kalmamıştır. Günün 24 saati yurttaki yaşam belirlenmiştir. Bu kuralların dışına çıkan çocuk-genç anında cezayı almaktadırlar.

Kendi arka bahçeleri olarak görenler yurtlarda işlenen cinayet, tecavüz, intihar, baskı ve tek tip insan yetiştirmeyi görmemektedirler. Bırakın görmek istememeyi sürekli olarak maddi, manevi ve yasal olarak destekleme yolarına gitmektedirler. İşin garibi bu tek tip insan yetiştirenler, Mustafa Kemal Atatürk’ün akılcılık üzerine kurduğu devletin tek tip insan yetiştirdiğini durmadan söyleyip propaganda yapmalarıdır.

Günümüz modern toplumlarında devletin dayanağı ırk, din ve cinsiyet farkı gözetmeden eşit yurttaşlık temelinde oluşturduğu hukuksal yapılar üzerinde gelişmektedir. Tarikat yapıları bu hukuksal yapıları zındık ve kafirlik olarak görmektedirler. Bu zihniyetten günümüzde kimseye hayır gelmez.

Tıp okuyan Enes Kara kaldığı tarikat yurdunda “mankurtlaşmak” istemediği, direndiği için düştüğü çukurdan çıkamadan yaşama veda etti. En acısı da bu durumu babasına açıp yardım istemiş. Tarikat mankurtlaşmasına uğrayan baba bu feryadı ne anlamış ne de anlamak istememiş. Hatta kendisi gibi her şeyi şeyhe teslim etmesi için telkinde bulunmuş.

Kazılan çukurlar bugün binlerce genci devşirirken kendileri olmaktan çıkarıp şeyhlerin birer yansıması olarak yetiştirmektedirler.

Her bireyin inancını, düşüncesini, sosyal yaşamını özgürce geliştirebileceği ortamı oluşturmak devleti yönetenlerin sorumluluğunda olduğunu hepimiz biliyoruz. Ve bu sorumluluğu yerine getirmelerini bekliyoruz.

Aslında günümüz Türkiyesi’nde siyasi partilerin, dini grupların, sendikaların üst cilasını kazıdığınız zaman “mankurt” yapıların izlerini görüyoruz.

Alın size mankurtlaşmış gazeteci artıklarından bir örnek: Elazığ’da yayın yapan Günışığı adlı yerel gazete, Enes Kara’nın yaşamına son vermesiyle ilgili internet sitesinde, “Cemaat baskısına dayanamadı intihar etti” başlığıyla bir habere yer vermiş. Gazetenin internet sitesinde yayınlanan haber bir gün sonra apar topar siteden kaldırılmış. Haberi yapan gazeteci Faik Akgün ise işten atılmış… İşten atılmakla kalmamış, haberin yayında kaldığı süre boyunca Akgün, onlarca tehdit telefonu alıyor. Bunlardan bazıları da kendilerini cemaat mensubu olarak tanıtıyor. “Allah nurunu tamamlayacak. Sizin gibi kafirler de helak olacak. Hepinizi helak edeceğiz”. Başka bir kişi Akgün’ü yine kafir olmakla suçluyor.

Mankurt kafanın doğrusu tektir, başka bir bakış açısı yoktur. Farklı düşünen, onlar gibi inanmayan herkes kafirdir.

Demokrasiyi içselleştiremeyen, insanın bireysel düşüncesinin oluşmadığı yerde demokrasinin gelişmesini beklemek hayal ürünüdür. Bunu çok iyi gören ve anlayan Mustafa Kemal Atatürk eğitim sistemini akılcılık üzerine kurmuştur.

Immanuel Kant bu totaliter kafaları net tanımlamış: “Ne var ki her yandan ‘düşünmeyin! Aklınızı kullanmayın!’ diye bağırıldığını işitiyorum. Subay, ‘düşünme, eğitimini yap!’, maliyeci ‘düşünme, vergini öde!!, din adamı ‘düşünme, inan!”

Diyorlar.

Ve işin garibi bizler de bu gönüllü köleliğe dünden hazırız. Düşünmek, çaba harcamak, düşündüğünü söyleyip yazmaktan korkan bir topluma dönüşünce totaliter yapılar çok rahat geniş destek buluyorlar. Bu totaliter zihniyete sahip kişiler, okuyan ve bireysel yapısı gelişen her bireyi gördükçe kendilerine afakanlar bastığını söyleyebilecek düzeyde saçmalamaktan geri kalmıyorlar.

Çocuğunu, gencini ve yaşlısını koruyamayan bir toplum hastalıklı bir toplumdur.                                                 13.01.2022

Muhsin YAZICI

Yorumlar kapalıdır.