Kategori: Artvin Fıkraları

Artvin’inin o meşhur yayalarından birinde, yüzlerce arı kovanı içinden binlerce arı vızıl vızlıl işlemektedir. İstanbul’dan gelen arkadaşı, kovanların sahibine sorar:

-“Ya bu kadar arı kovanlarını nasıl buluyorlar?”

Arkadaşı arı kovanlarını taşırken numaralamıştır. Gözüne ilişir. Continue reading →

Artvin ilinde boz ayıları koruma altına alıp çoğalmalarını sağlamak için ayı yasağı getirilmiştir.

Ayıları öldüren köylülerin hapse atıldığı, ama ayıların insanları öldürdüğü zaman normal karşılandığı bir dönemde köylünün birisi değişik bir önlem alır.

Ayıların ürünlerine verdiği zarardan bıkan köylü bir ayı kapanı kurar. Yanınada büyük bir şekilde herkesin göreceği bir şekilde: Continue reading →

Sulobanlının biri Ardahan’a gider. Yolda giderken bir çobana rastlar. Çobanın yanına gelmeden çobanın koyunlarını sayar ve çobanın yanına gider ve çobana der ki:

-“Burada kaç tane koyunun olduğunu bilirsem koyunun birini bana verir misin?

Çoban:

-“Tamam” demiş.

Sulobanlı: Continue reading →

Şavşatlı köylü biri eski dönemlerde bir tane çizme bulur.

Bakar bakar ne olduğunu anlayamaz. Getirip başka bir Şavşatlıya sorar:

-“Ola abu nadur aca?”

Öteki yanıt verir:

-“Tanimiyersin ola beç kazma kılıfı.” Continue reading →

İki Artvinli öğretmen arkadaş, İstanbul’da bir okulda görev yapmaktadırlar. Birisi okul müdürü, diğeri ise meslektaşları ile arası biraz limonidir.

Bir gün müdür, öğretmenleri toplantıya çağırır. Toplantı odasına giren Artvinli öğretmen, herkesin hazır olduğunu görür, yerine otururken müdüre: Continue reading →

Artvinli yaşlı hanım, İstanbul’a oğlunun yanına misafir gider. Bir kaç gün sonra midesi bozulur, hastalanır.

Gelini doktora götürür. Genç doktor çayından bir yudum çektikten sonra hastamıza şikâyetini sorar. İshalden kıvranan yaşlı kadın:
–“Ola oğul!..Ela vırıhliyerim(1), ela vırıhliyerim ki, aaaho(2) içtuğun çaya benzar,” der.
Doktor bir şey anlamaz, ne diyor diye merakla gelinine bakar. Gelin, utanma ve gülme arasında bocalarken durumu anlatır.
(1)-Vırıhlamak: İshal dışkı çıkarmak.
(2)-Aaaho: Şu

İki köylü genç güzelce giyinir, güneş gözlüğü takarak Artvin caddelerini arşınlamaya başlarlar. Niyetleri iki şehirli kız bulup onlarla tanışmaktır. Epey dolaştıktan sonra, Efkâr Tepesi Gezi Yolunda pantolon giymiş, salına salına gezinen iki genç kıza gözleri takılır, peşlerinden yürümeye başlarlar.

Biraz sonra birisi diğerine kızların duyacağı şekilde:
-Ola!.. Goriyersin, nasılda yugurtiyer(1) der. Continue reading →

Eskiden Artvin yaylalarında otlak yüzünden köyler arasında kavgalar olur, çobanlar birbirlerinin kafasını gözünü patlatırdı. Yönetim anlaşmazlığı gidermek için Hükümet Tabibi başkanlığında bir heyeti atlı olarak yaylalara gönderir.

Köy muhtarı, öğle yemeğini en varlıklı bir ailenin yayla evinde verdirir. Ama tabakların pisliğinden ve düzensizlikten heyet memnun olmaz. Muhtardan akşam yemeğinin daha temiz yerde verilmesi istenir. Continue reading →

Çobanların en yakın yardımcıları sadık köpekleridir. Çok uzaklardan sesinden ve “früit,früit,früit..” diye ıslıkla çağrılmaları halinde sahibinin yanına koşarlar.

Ardanuç-Yolağzı Köyünde Molla Ali Pehlevan’ın evine Kala’dan(1) memur gelmiş, muhtarla görüşmek istemektedir. Muhtar diğer mahallede oturduğundan getirilmesi için torun Adnan Pehlevan görevlendirilir. Zırıki(2) oluşu ile bilinen 10 yaşlarındaki torun; Veysel Yüksel’in harman yerinden mahallesi karşısına geçerek muhtarı çağırmaya başlar. Continue reading →

Ardanuç-Yolağzı Köyü Demirciler Mahallesinde Şirin Ali Usta sıcak demirci atölyesinde çalışmakta, yanındaki müşterisi ile sohbet ederken de karşıdaki Nasudev Tarlası’nda çift sürmekte(1) olan kayınçosu Hacı Mehmet’ti de pencereden izlemektedir. Kayınçosu ile Usta’nın arasının biraz açık olduğunu anlayan müşteri, O’na bir ders vermek için Usta’ya danışır. Yörede nazarının değmesi ile tanınan müşteriye Usta, insan ve öküzler dışında olanlar için izin verir. Continue reading →

Köyün birinde bir çoban, sürüsünün pazarlamasına yardımcı olmak için Batum’a gider.

Köyüne dönünce; köyünden hiç ayrılmamış bir arkadaşına gördüklerini anlatmaya başlar. Batum’un yemyeşil bir ova içinde deniz kenarında olduğunu, büyük pencereli çok yüksek binalar gördüğünü, denizin adına Karadeniz dendiğini ve bu denizin de uçsuz bucaksız olduğunu ballandırarak anlatırken; bizimki artık dayanamaz:
-“Ola heee!..He,da!..Ha bu Karadeniz, bizim Karagol’dan da beyuk degil yaaa, hoş!..” Der.

İsmet İnönü, Atatürk’ün Başbakanı iken Ardahan üzerinden Artvin’e geleceği duyulur. Artvin’in ileri gelenleri, sözcülüğe Ardanuç-Yolağzı köyünden Molla Ali Pehlevan’ı seçerler ve sınırda karşılarlar. Kutul’da bir yemek verilir. Yemekte yöre meseleleri konuşulur, İsmet Paşa ayrılırken de sözcümüze:

-Benden başka bir isteğiniz var mı? Diye sorar.

-Sayın Paşam!.. Bize genç ve çalışkan bir vali gönderin diye yanıt alır. Continue reading →

Yolağzı Köyü’nden Ömer Pehlevan, Ardanuç-Kapı Köydeki yaşlı akrabasının ziyaretine gider. Dereden tepeden konuştuktan sonra yaşlı adam bir anısını anlatmaya başlar:

– “Bir tarihte; okuzlari kızağa koştuh, Killuğa(1) oduna gettuh.(2) Okuzlari çayıra salduh, onlar otliyer, ben başladım odun yapmaya. Ama hava savuh(3), kar adam boyi(4)” diye konuşmaya başlayınca bizimki daha fazla dayanamaz: Continue reading →

Ardanuç – Yolağzı Köyü’nden Süleyman Dinçer dedemiz çarşıya gider. Bir dükkânda alış veriş yaparken köylümüze bir memur takılır.

-Amca, O köylü kadınlarla nasıl yatıyorsunuz? Allah aşkına!. Diye alaylı bir şekilde sorar.

Dedemizin yanıtı hazırdır:

-Onlari, şeherli memurların karısı saniyeruh, Ço!…

Nuri İlk Okul öğrencisidir. Dudumet Ormanında bulduğu ayı palağı ile birlikte evden kaçar.

Otobüste arama yapmak üzere Polis memuruna yakalanır ve ailesine teslim edilmek üzere koruma altına alırlar.

Emniyet Amirliğinde misafirhanede beklerlerken bir ara çocuğun kucağından inen yavru ayı diğer köşede ziyaretçi olarak bekleyen sosyete bayanın bacağını yalamaya başlar. Continue reading →

Bizim Çitalgilin Demirci Abdullah’ın Oğlu okula gidiyor.

Öğretmen bunu görünce;

Oğlum, beline güzel bir kemer alıp taksana ki pantolonun düşmesin diyor.

Bizim Çitalgilin oğlanda yanıt veriyor;

-“Öretmenim, kemer aliyerim oda çabuk kopiyer….” Continue reading →

Ardanuç ilçesinin Tanzot köyden bir gurup toplanıyor. Aslına bakarsanız akıllarınca toplantı yapıyorlar. Toplantının konusu ise Muhtarın durumunu görüşmek. Bizim köy ağalarından sonuç çıkıyor. Muhtarı kaymakama şikâyet edacoğız.

Aralarından en güzel konuşanı, en kültürlü olanı, en tanınmış olanı seçip gönderiyorlar kaymakamın yanına… Ne bilsin bizim Danzotlu kaymakam’ la görüşmek için randevuya ihtiyaç var. Kaymakam yazısını okur daliyer içari. Continue reading →

Zamanın birinde Danzot’ ta adamın biri vefat ediyor. Mevsimde kış. Öyle bir kar var ki, insan yürüyemiyor yollarda valla.

Ölen adamı defnetmek için mezarlığa götürecekler…

Koşuyorlar kızağı öküzlere, adamı da koyuyorlar kızağa.

Yolda giderken öküzler aniden duruyorlar. Öyle bir yerde duruyorlar ki; arkadakilerden hiçbiri önüne geçipte çekemiyor.. Continue reading →

Zegeryalı biri çayırdan geliyor, dere aşağı. Nasıl ediyorsa düz yolda duvardan aşağı düşiyer.

Eve gidiyor üstü bası çamur içinde.

Esi soruyor:

Noldi adam sena? Nadur üstun basun hali ne ettin da abu hala girdin…

Adam yanıt veriyer: Continue reading →

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mehmet Ali Şahin, çeşitli ziyaret ve incelemelerde bulunmak üzere Artvin’in Borçka ilçesine gelir.

Vatandaşlarla sohbet ederken, kalabalığı yararak güçlükle Şahin’in yanına yaklaşan bir kişi,

-”Size bir dosya vermek istiyorum” der.

Şahin’in, dosyayı yanındaki Artvin milletvekillerine verebileceğini söylemesine rağmen, bu kişi ısrarla, dosyayı kendisine vermek istediğini söyler. Continue reading →

Yusufeli/Dörtkiliseli İstanbul’a gitmiş?

Bir gün arkadaşı ile gezerken, arkadaşı Galata Kulesini göstererek: 

-Bah ezoşli, Çelebi Ahmet Efendi ha buradan taaaa Haliç’e kadar uçmiş, der. 

Dörtkiliseli hem sinirli ve hem de meraklı: 

-Naya uçiyer ki….?

İstanbul’da yaşayan Yusufeli/Barhali av sporuna merak salar.  Av için gerekli malzemeleri alır. Birkaç gün avlanır.

Bir gün kahvede otururken bizim Barhalli başlar maceralarını anlatmaya. 
Der ki: 
-“Bir gün tüfegumi alduum Belgrad Ormanina gettum.  Yaruum saat gezdikten sonra bir baktum bayaz bir ayuu bana doğri galiyer.
Continue reading →

Yusufeli/Körtali’nin biri askere gider. Askerde çavuş olur. Bir gün içtima alanında komutan Körtalı çavuşu çağırıyor ve bölüğe talim yaptırmasını emreder.
Bizim Körtalı çavuş başlar talime:

-Bölüüüüüük; Rahat, Hazyroool. Yerbeyir saaay uygun adım marş!

Askerler de komutanda şaşkınlık içindedir.

-“Çavuşşş!” der öfkeyle komutan.  Continue reading →

Yusufeli ilçe merkezinde oturan birisi köylü bir dostuna misafirliğe gider.

Ev sahibi izzet ikramda bulunur. Yemekten sonra misafirin önüne bir çepuk yer 
elması getirir. Bu kadar çok ikramdan mahcup olan misafir : 

-“Ağa ne zahmet ettin, bunlara ne lüzum vardı,” deyince.

Köylü: 

– “Na zehmeti tada! Farzet ki, okuzların önüne dokmişam yiyer daa! 

Ali Dedemiz, bir bardak çayy en az 100 gr şekerle içer, yetmese de.

Bir gün Erzurum’da bir kahveye gider dedem. Çay ister garson çayı getirir içmeye başlar. Bardağın dibinde çok az bir çay kalır.

Garson: 

-“Çayı tazeliyeyim mi dayı?” diye sorar.

Dedem de yanıtı yapıştırır: 

-Yegan san çayı bırak da şekerluğu tazela!