Vehbi Koç ve Sakıp Sabancı bir iş görüşme yemeğinde bir araya gelirler.

Ana konuya geçmeden önce ailelerinin geçmişlerini yad ederek anarlar.

Yani nereden geldiklerini unutmadıklarını belli etmektedirler.

Bu muhabbeti duyan bir garson araya girererk,

-“Benim ailemde iki göbek öncesi Artvin’den göç ederek İstanbul’a gelmişler.”

Devamını oku →

Vehbi Koç ile oğlu her hafta aynı restoranda yemeğini yer, yine eş ve dostlarını aynı mekanda ağırlarmış.

Tabi Vehbi Koç ve oğlu Rahmi Koç’un dostları yemeğe ya da toplantılara geldiklerinde bütün çalışanlar alarma geçer, hizmette eksik olmaması için herkes var gücüyle çalışır, konukları ağırlarlarmış.

Garsonlar Vehbi Koç’tan fazla bahşiş koparmak için adeta birbirleriyle yarışarak hizmette kusur olmaması için özen gösteriyorlarmış. Fakat Vehbi Koç’un verdiği bahşişler garsonlara az geliyormuş ve oğlu Rahmi Koç babası görmeden garsonlara bir miktar daha bahşiş vererek onların gönlünü alıyormuş.

Devamını oku →

Sayın Sabancı o bildik konuşma tarzıyla bıçkın bir delikanlıyla konuşmaktadır. Sürekli “Gardaşım” sözcüğünü kullanmaktadır.

Bıçkın delikanlı.

-“Sayın Sabancı, gardaşınız olarak artık bize de bir çıkma atarsınız” der.

Sakıp Sabancı konuşmaya devam eder.

-“ Güvenilir bir insan ol, risk almayı bil, cesur ol, güler yüzlü tatlı dilli ol, dünyanın senin etrafında dönmediğini bil…”

Devamını oku →

Sayın Sabancı’nın öğütlerini okuyan gencin kafasına bir soru takılmıştır.

Gün gelir bir törende karşılaşırlar.

Gencin hafif bir kekemesi vardır.

Ve genç heyecanlanmıştır.

Ama mutlaka soru da sorması gerekmektedir.

Uzun uğraşlardan sonra soru sormayı başarır

-“Sasasasayın Sasasabancı, siz kaç yaşında sasasanayi işine girdiniz?”

Devamını oku →

Sakıp Sabancı birgün bir iş seyahati için yurt dışında bulunur.
Burada onu gören ve tanıyan yaşlı bir amca onun yanına gelir ve sorar:
–“Sakıp ağa, LasSA ve ÇimSA senin midir?”
Sakıp Sabancı cevaplar:
–“Evet benimdir.”
Yaşlı adam tekrar sorar:
–“Peki ya ToyotaSA?”
Sakıp Sabancı:
–“Evet oda benim.”
Yaslı adamın merakı daha da çok artar ve tekrar sorar:
–“Ya Manisa ve Bursa?”
Sakıp Sabancı:
–“Sayılır.”
Yaşlı adam şaşırır ve şöyle der:
–“Ya ağam, bunca malın mülkün hesabını ahirette nasıl vereceksin?”
Sakıp Sabancı yanıtlar:
–“O da sorunmu gardaşım, İsa’da Musa’da bizim.”

Devamını oku →

Kendilerini muktedir görenler;

Ne yeyeyip/içeceğimizden tutun, hangi elle yiyeceğimize, neyi/nasıl okuyacağımıza, hangi dilde okuyacağımıza, neye inanacağımıza, nasıl inancağımıza, helal seksi nasıl yapacağımıza, neyin günah/sevap olduğuna, nasıl selamlaşacağımıza, neyi nasıl giyeceğimize kadar her şeyi düşünüyorlar.

Allah onlardan razı olsun…

Bizim düşünmemize ihtiyaç bırakmıyorlar.

Hacısıyla, hocasıyla, imamıyla, siyasetçisiyle, müftüsüyle bilcümle bizim için 7 gün-24 saat düşünüyorlar.

Arada sırada düşünmeye kalkan zındıklara da hadlerini bildiriyorlar.

Dinsizler, imansızlar, ateistler, teröristler, Zerdüştler, aferdesiniz Ermeni dölleri yaftalarını yapıştırıp geçiyorlar.

Hatta kendileri gibi inanmayanları, düşünmeyenleri şeytanla işbirliğini yaptıklarını rahatlıkla söylüyorlar.

Nirvanaya vardıklarında kimin cennete-cehenneme gideceğine varacak kadar ayar çekiyorlar.

Nasrettin Hoca’nın komşusu, oğlu Mahmut’a kız istemeye gidecek.

Düşünür taşınır, dünürcü başı olarak Hoca’dan uygun kimse gelmez aklına.

-“Yine benim dediğim oldu! Yine benim dediğim olacak!”

-“Sevilen, sayılan, ağzı iyi laf yapan Nasrettin Hoca’ya da kızı vermezlerse kime verecekler?” der.

Gider Hoca’ya açar konuyu.

Hoca da,

-“Tamam” der.

Devamını oku →

İlyas, pokerde kaybetmeye dayanamamış, kalp krizi geçirip hemen ölmüştü.

Karısına haber verme işini Temel’e yüklediler.

Temel istemeye, istemeye zili çaldı.

İlyas’ın hanımı kapıyı açtı.

-“Ben kahveden geliyorum. İlyas’ın yanından.”

Devamını oku →

Gelen telefona önce Fadime çıkar, ardından Temel’e seslenir;

-“Dursun’un dördüncü karısı da vefat etmiş. Seni cenazeye çağırdı.”

Temel;

-“Kesinlikle gidemem”, der.

Fadime şaşkın halde sorar;

-“Neden Temel, Dursun senin en sevdiğin arkadaşın değil mi?”

-“Nedeni var mı?”, der Temel.

-“O beni üç defa karısının cenazesine çağırdı ve bu da dördüncüsü… Ama ben, bir kez bile onu davet edemedim.”

Adamın işi varmış, Ankara’ya gidiyormuş, tam uçağa binerken kulağında bir

ses;

-“Binme, bu uçak düşecek!”

Dönmüş, bakmış, kimse yok, ama içine de bir kurt düşmüş, binmemiş.

İkinci uçağı beklerken kara haber ulaşmış;

-“Uçak düştü kurtulan olmadı!”

Devamını oku →

Ulaştırma Bakanı, uğradığı posta hanedeki görevliye sorar;

-“Bir haberi kısa zamanda bir yere ulaştırmak için kaç yol vardır?

Posta hanedeki görevli gayet sakin;

-“Üç yol vardır: İnternet, telefon ve bir kadın.

Bakan tekrar sorar.

-“En hızlısı ve etkilisi olan hangisidir?”

Görevli hiç tereddüt etmeden.

-“Kadındır..” deyince…

Bakan merak etmiştir. İyice anlamak için tekrar sorar.

-“İyi de, neden kadın?” der.

Görevli,

-“Telefon ve internet bütün mahalleye gitmez. Ama bir kadın bütün mahalleye kısa sürede yayar…”

Delikanlı evlenmeye karar vermişti, ama her dar gelirli gibi o da müthiş korku ve endişe içindeydi.

-“Bak sevgilim,” dedi.

-“Şimdiden söyleyeyim de, sonra söylemedi demeyesin. Ayda elime geçen para topu topu 2403 liradır. Ne bir kuruş eksik, ne de fazla. Bu kadar az bir parayla bir ay idare edebilir misin? Onu merak ediyorum…”

Genç kız delikanlıya uysalca sokularak yanıtverdi.

-“Ben idare etmesine ederim, ama sen neyle yaşayacaksın?”

Uzun bir zamandır görüşemeyen iki arkadaş bir gün yolda karşılaşırlar.

Birinci arkadaş;

-“Duydum ki bir hostesle evleniyormuşsun, buna çok üzüldüm.”

Evlenecek olan ikinci arkadaşı merakla;

-“Neden üzüldün?”

 -“Dostum bu evlilikten dolayı çok acı çekeceksin.”

-“Neden?”

-“Hostesler acımasız kadınlardır. Önce kemerleri bağlatır, sonra da bir isteğiniz var mı diye sorarlar.”

Rıza bey 18 yaşındaki oğlunu evlendirmek üzere olduğunu söylüyordu.

Nihayet en iyi arkadaşı dayanamayıp itiraz etti:

-“Be kardeşim, delikanlının evlenmek için yaşı henüz pek küçük değil mi?”

-“Haklısın öyle. Ama biraz daha büyürse, aklı başına gelip hiç evlenmek istemez.”

Çocuk babasına;

-“Babacığım, annem ile nasıl evlendin?”

Adam karısına dönüp.

-“Görüyor musun, çocuk bile anlam veremiyor…”

İki eski dost yolda karşılaşmışlar. Sarılıp kucaklaştıktan sonra, biri sormuş;

-“Evlenmedim ne yapayım, hangi genç kızı anneme gösterdimse, hiç birini gözü tutmadı. Nihayet geçen yaz turnayı gözünden vurdum sandım. Çünkü kız tıpkı anneme benziyordu. Ama olmadı!”

-“Neden?”

-“Bu sefer de babam istemedi!”

Sokrates’e sormuşlar:

—İnsan evlenirse mi, yoksa bekâr kalırsa mı daha mutlu olur?

Yanıt vermiş;

-“Her iki halde de pişmanlık duyar.”

Gence bir öneride de bulunmuş.

Kaırısı iyi çıkanların bazıları mutlu olurlar. Kötü çıkanların tamamı filozof olurlar.”

Adam, tartışmakta olduğu karısına öfkeyle çıkışır;

-“Demek ki benimle evlenmeden önce düzinelerle erkek, sana evlenme teklif etti.”

Kadın tereddütsüz;

-“Elbette.”

Adam;

-“Keşke sana evlenme teklif eden ilk sersemle evlenseydin.”

Kadın, sakin bir şekilde yanıt verdi;

-“Ben de öyle yaptım.”

Delikanlı, mehtaplı bir gecede sevgilisinin kulağına fısıldar;

-Seni deliler gibi sevdiğime gökteki yıldızlar şahittir.”

Genç kız umursamaz bir tavırla;

-“Bu kadar şahide gerek yok. İki şahit evlenmemiz için yeterli.”

Ne yıldızlar kalır ne de şahitler…

Meryem, güzellikten pek nasibi olmayan evde kalmış bir kızdı.

Günün birinde iyi kalpli bir delikanlı, Meryem’e talip olur, evlenme teklif eder.

Meryem, delikanlının teklifini babasına anlatır.

Ertesi gün buluştuklarında delikanlı sorar;

-“Baban ne dedi?”

-“Delikanlıdan Allah razı olsun.”

Temel’e bir gün sormuşlar;

-“Sen evlenirken alacağın kadının güzel mi yoksa aptal mı olmasını tercih edersin?”

 Temelde hiç düşünmeden;

– “Tabiî ki aptalu” demiş.

Sormuşlar;

-“Neden?”

Temel de;

-“Güzelluk geçici ama aptalluk kalucu daaa“ demiş.

Adam arkadaşına sormuş:

-“Evlenmiyor musun?”

-“Şartlarımı tutarsa olur.”

-“Ne istiyorsun ki?”

-“Güzel olsun, akıllı olsun, dindar olsun, zengin olsun, kültürlü olsun, şefkatli olsun, ciddi olsun, itaatli olsun, bir de esprili olsun.”

-“Ama abi, demiş öteki, çok evlilik yasak artık! Ancak imam nikahı kıyarsın”

Arkadaşları, yeni evli gence, bir çay sohbetinde:

– “Sen evleneli neredeyse bir sene oldu, ama maşallah sizin evden çıt çıkmıyor, siz hiç tartışmaz mısınız?” diye sorarlar.

“Hayır” diye yanıtlarlar yeni evli genç ve ilave eder:

– “Akşam işten geldiğimde, kapı açılınca hanıma şöyle bir bakarım. Eğer hanım, eteğinin ucunu belinde topladıysa bilirim ki hanımın günü iyi geçmemiş ve havası yerinde değil. Hiç ekmek, yemek sormadan usulca mutfağa süzülür, aceleyle birkaç lokma atıştırır ve ortalıktan toz olurum. Olur ya bazen de benim asabım bozuk olur. O zaman fesin püskülünü her zamankinin aksine soldan sarkıtırım. O da bunu görür, asabi olduğumu anlar ve hiç sesini çıkarmaz, hemen yemeğimi, çayımı hazır eder. Etrafımda pervane gibi döner. Bu nedenle biz hiç kavga etmeyiz.”

Devamını oku →
<< önceki fıkra || sonraki fıkra >>