Örgüt Kültürünün Şekillemesi

Tarihsel etnografi deseni ile Köy Enstitüleri örgüt kültürünün incelenmesini amaçlayan bu araştırma Türkiye’de bu alanda yapılan ilk çalışmadır. Bu çalışmada örgüt kültürünü şekillendiren ve örgüt kültürünün şekillendirdiği öğeler incelenmiştir.

Biz başarıya imrenen, okuyamadığımız kitaplara dertlenen gençlerdik. Biz, kumanyasında kitap taşıyan, okumaya doyamayan gençlerdik.

Zamanına göre çağdaş eğitim kurumları olan Enstitülerin kapatılmasına kadar geçen süreç çalışmada aktarılmıştır. Bu süreç içinde hangi unsurların bu çağdaş kurumların kapatılmasına yol açtığı açıkça görülmektedir. Feodalizm isteğiyle yanıp tutuşan zamanın politikacıları kendi kişisel hırslarını Türkiye’nin belki de dünyaya rol model olarak sunacağı eğitim kurumlarının kapatılmasına yol açtığı gerçeği bugün bile bir tokat gibi yüzümüze çarpmaktadır.

Enstitüde aşılan fikir, öğretmenlerin sadece alfabeyi öğreten değil aksine köylünün bütün sorununu çözecek olan kişiler olması gerektiğiydi. Bu durum ilk başlarda kalkınmasını tamamlayamayan, geçimini sağlamak için ya devlete ya da ağaların eline bakan köy halkı için bulunmaz bir nimetti. Köyün koşullarına göre eğitim gören öğretmenler ilk zamanlarda köyün sorunlarını çözmeye çalışmakta başarılı olmakla birlikte özellikle çok partili hayata geçişte ve çok partili hayat sırasında politikacılardan, köy ağalarından ve feodal beylerden ağır eleştiriler aldılar. Aslında kapatılmalarının sebebi çalışmada da görüldüğü gibi enstitülerin komünist yatağı olması değil bilinçlenen halkın düzene başkaldırarak kendi ekonomik özgürlüğünü kazanması korkusuydu.

Bugün ülkemizde ki çağdaş eğitim modellerini ve kalkınmayı aslında Köy Enstitülerine ve onların yetiştirdiği öğretmenlere borçluyuz. Bir kırsal aydınlanma projesi olarak ortaya çıkan Enstitüler daha sonra kenti de etkilemiş ve çağdaş yaşam ilkeleri halka nüfuz etmeye başlamıştı. Bu tür eğitim kurumlarının kapatılmasına ön ayak olan kişilerin art niyetleri sayesinde Köy Enstitüleri asli görevlerini yarım bırakarak kapatılmış ve tarihe karışmıştır. Sadece yapı olarak tarihe karışan Enstitülerin fikirleri halen çağdaş, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nde hüküm sürmektedir.

Kapatılmasından önce Enstitü anlayışının içinin boşaltılmasını hedefleyen siyasi iktidar özellikle 1946 seçimlerinden sonra çoğu Enstitünün mevcut öğretmen kadrosunu değiştirerek aslında bir felsefe değişimi de amaçladılar. O tarihten sonra yeni gelen öğretmenlerin fikir olarak eski öğretmenlerle tezat oluşturması, teorik derslerin artması, uygulama yapılan üretim çalışmalarının temrine dönüşmesi gibi Enstitü kavramının içi boşaltılmaya başlandı.

Enstitüler Genç Cumhuriyetin devrimlerinin halka özellikle nüfusun çoğunluğunu oluşturduğu kırsal kesime yerleştirilmesi amacıyla eğitim neferlrei yetiştiren çağdaş eğitim kurumlarıydı. Yaprak ve yaşayarak öğrenme modeli çerçevesinde Enstitü öğrencileri edindikleri bilgileri gittikleri köylerde halka yarar sağlama amacıyla kullanmışlar ve köyün aydınlanması ilkesini layıkıyla yerine getirmişlerdi. Yeri geldiğinde köyün sağlık memuru, yeri geldiğinde doktor ve mühendis olan öğretmenlerin bu kabiliyetleri Enstitülerde aldıkları pratik eğitimler sayesinde oluşmuştu. Enstitüler bir gereksinimden doğan yılların birikiminin ve araştırmalarının sonucu olarak ortaya çıkan eğitim kurumlarıydı. Meşrutiyet döneminde felsefesinin yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlaması ile Cumhuriyetten sonra köyün aydınlanması amacıyla kurulumlarına hız verilen bu yeni nesil öğrenme yuvaları, yine aynı şekilde dönemin aydınları ve politikacıları sayesinde tarihe karışmıştır.

Liberal eğitim sistemlerinin aksine halka hitap eden bir kültüre ve eğitim sistemine sahip olan Enstitüler sayesinde devrimler hızlı bir şekilde en geniş kitlelere yayılmış ve üretime dönük sağlam ilkeler üzerine kurulan bir Cumhuriyetin temelleri sağlamlaşmıştır. Yapılan en büyük eleştirilerden bir tanesi olan Enstitü kavramının ve sisteminin dışarıdan uyarlanmış olması fikri aslında Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinden beri bu fikrin varlı neticesinde çürütülmüş olmaktadır. Bize özgü ve bizden bir sistem olan Enstitü mantığı ile birlikte özellikle yıllardır yok sayılan köy halkı bilinçlenmiş ve kendi kendine yetebilen bir Türkiye hedefine emin adımlarla yaklaşmıştır.

Meşrutiyet dönemine eğitim mücadelesi ile damga vuran Satı Bey’den, Osmanlı eğitim sisteminin Tuba Ağacı Nizariyesindeki gibi kökleri yukarda dalları ise aşağıda olan bir sistemin gerekliliğinden bahseden Emrullah Efendiye, eğitim sistemimizin iyileştirilmesi adına araştırmalar yapması için Türkiye’ye davet edilen John Dewey’e, bu işi kendine misyon edinen, köy köy gezen ve araştırmalar yaparak yeni bir sistemin kurulması için canla başla çalışan İsmail Hakkı TONGUÇ’a ve Köy Enstitüleri fikrinin yılmaz savunucusu Hasan Ali YÜCEL’e kadar uzun süreli bir çalışmanın eseri olan Enstitülerin kapatılması aslında kendi tarihimize ve öz kültürümüze de yapılan bir darbeydi.

Özellikle Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinden sonra kapatılma süreci hızlanan Enstitülerde ilk olarak öğretmen ve direktör değişimine gidilerek adeta müfredat farklılaştırılmıştır. Bunun akabinde enstitülere kız öğrencilerin alımının durdurulması, ailelerin uzak yerlerdeki Enstitülere kızlarını göndermemeleri, komünistlik suçlamaları ile Enstitülerinin içi boşaltılmış ve kapatılmalarının önü açılmıştır. Toprak ağalarının ve siyasilerin baskıları sonucu kapatılan Enstitülerin ruhsal varlığı bugün bile derinden hissedilmekte, yarattığı kültürel değerler ve eğitim felsefesinin izleri halkın nazarında yaşamaktadır.

Yorumlar kapalıdır.