Kategori: Sevgi Öyküleri

 

Birlikte şarkı söyleyerek dünyayi heyecanlandıran üc tenordan ( LUCIANO PAVAROTTI, PLACIDO DOMINGO AND JOSÉ CARRERAS ) ikisi hakkindadir.
Ispanya’ya hic gitmemis olanlar bile Katalanlar ile Madritliler arasındaki rekabeti bilir, Çünkü Katalanlar Ispanya’ya hukmeden Madrid’den bağımsızlıklarını almak icin mucadele ediyorlar.

Placido Domingo Madritlidir ve Jose Carreras Katalandır. Continue reading →

Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım.
Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı. Babam akşamları eve yorgun dönerdi.

Ben bütün gün evde sıkılır, onun gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim. Continue reading →

Ilık bir yaz gecesinin ilk saatleriydi. Kardeşlerimle ben, annem terasa çıkıp vakit geçirmek üzere oynuyorduk. Birden kardeşlerim sevinerek çığlık çığlığa, anne koş bak burada üç tane kedi yavrusu var.

Hepimiz heyecanla merakla o yöne koştuk. Yan apartmanın bacasını dibince miyak miyak miyavlıyorlar, birde annesi var ki bize kabarıyordu. Continue reading →

Continue reading →

Adam, telaşlı, öfkeli bir halde hanımına bağırıp, çağırıyordu. Babalarının sesini duyan iki çocuk ise yataklarından kalkıp salona gelmişti. Babalarının öfkesini görünce, korkmuş, sinmiş halde birer koltukta sessizce oturup kalmıştı.

Adam, çocuklara, hanımın üzüntüsüne aldırmadan söylenip duruyordu: Continue reading →

Soğuk bir Aralık sabahı Çapa’daki odasının kapısından içeri giren, üniversiteyi bitireli birkaç yıl olmuş genç bir biyologdu. Kapıyı iki kere çaldıktan sonra kafasını uzattı.

-“Hocam müsait misiniz? Biyoloji Bölümü’nden Avni Bey gönderdi beni… Aramıştı sizi…”

-“Hatırladım, hatırladım. Melanoma (cilt kanseri) genetiği ile ilgili çalışıyormuşsun, gel içeri gel… Continue reading →

Bir Çin prensi tahta çıkacaktı ama yasalara göre, daha önce evlenmesi gerekiyordu. Uygun bir aday bulmak için bölgedeki genç kızları huzuruna çağırdı. Saraydaki hizmetçilerden birinin kızı prensi çok seviyordu. O da prensin huzuruna çıkmak istedi. Annesinin uyarılarını dinlemedi, çünkü sevdiği adamı bir kere bile olsa yakından görmek onu mutlu edecekti. Continue reading →

Yolcular, güverteye çıkmışlar eğleniyorlardı…

Ancak, işler her zaman yolunda gitmez!..

Gemi, aniden bir kazaya uğradı ve denizin derinliklerine doğru batmaya başladı…

Güvertedeki yolcuların arasında evli bir çift bulunuyordu, korku içinde can havliyle kurtarma botuna doğru koştular… Continue reading →

Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Konya’ya bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim. Gençtim, bekardım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer. İlk gece bir eve misafir olmuştum.

Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi.  Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti. Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı. Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de diyemiyordum. Continue reading →

Japonya’da olan bir depremde kurtarma ekibi genç bir kadının yaşadığı enkaza ulaşırlar. Yıkıntıların arasında kadının cesedine ulaşırlar. Kadının enkaz altındaki pozisyonu biraz ilginçtir sanki ellerinde bir şey tutarak iş yaparken dizlerinin üzerine çokmüş haldedir.

Bu esnada sanki ev üzerine yıkılmış gibidir. Kurtarma ekibinin lideri yine de canlı olma ümidi ile kadına ulaşmaya çalışır, maalesef kadın çoktan ölmüştür. Continue reading →

Bir bahar günü, kör bir adam dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibine bir tabela koymuş. Üzerinde “doğuştan kör” yazılıymış.

Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormuş. Bir “reklamcı” bunu görmüş. Tabelayı almış arkasna bir şeyler yazmış, olduğu yere tekrar bırakmış. Continue reading →

Yaşlı bir baba…

Kuzu etinden imal edilmiş yaprak döneri çok severmiş…

Bir gün canı yaprak döneri çok çekmiş. Babasının isteğini fark eden oğlu, almış babasını ve güzel bir lokantaya götürmüş… Baba, yemeği önce kendisi yemek istemiş… Ancak yaşlılığın verdiği zayıflık sonucu elleri titrediği için lokmayı ağzına götürmek istediği her seferinde üzerine dökmüş, yağı sakalına damlamış… Continue reading →

Adam, pencereden dışarı baktığında, bahçenin ön kısmındaki ağacın üzerinde yedi-sekiz yaşlarında bir çocuk gördü. Çocuğun çıktığı ağaç bir erik ağacıydı ve meyveleri henüz bir leblebi kadardı. Buna rağmen mahallenin tüm veletleri, gözlerini o ağacın üstünden ayırmıyor, yağmalamak için fırsat kolluyorlardı.

Adam, bu durumu çok iyi bildiğinden, bahçesiyle yolu ayıran duvarın üstüne birkaç sıra dikenli tel çektirmiş, dış kapının üstüne de: Continue reading →

Evvel zaman içinde iki erkek kardeşin bir buğday tarlası ve bir değirmeni vardı. Her gün birlikte çalıştıktan sonra tahılı eşit olarak ikiye bölerlerdi.

Bir gün ailesi olmayan kardeş şöyle düşündü:

Benim bakmakla yükümlü olduğum bir ailem yok ama kardeşimin bakmakla yükümlü olduğu bir ailesi var. Continue reading →

Ünlü doğa parkı Yellowstone National Park’da çıkan bir yangın sonrası görevliler, hasar tespit çalışmaları için ormanda geziyorlardı.

Görevlilerden biri, bir ağacın dibinde küller içinde neredeyse kömürden bir heykele dönüşmüş bir kuş gördü.

Görevli, elindeki çubukla hafifçe dokundu kömürleşmiş kusa. Dokunur dokunmaz küsün kanatları altından üç küçük kuş yavrusunun cıvıldayarak çıktığını gördü. Continue reading →

Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler.

Tek yaşam şansı, beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın mikroplarını yok eden antikorlar oluşmuştu.  Continue reading →

Her iyi anne gibi Karen de, bir bebeğinin yolda olduğunu öğrenince, üç yaşındaki oğlu Michael’ı yeni bir kardeş için hazırlamaya başlamıştı.

Bebeğin kız olacağı anlaşıldı ve Michael annesinin karnındaki kız kardeşine, her gün, her akşam şarkı söylemeye başladı.  Onunla tanışmadan önce bir sevgi bağı oluşturmaya başlamıştı. Continue reading →

Bir kadın kapıdan dışarı çıktığında, bembeyaz sakallı üç ihtiyarın kendi evinin önünde oturduklarını görür. 

-“Ben sizi hiç tanımıyorum”, der… 

-“Ama aç ve susuz olmalısınız… Lütfen içeriye gelin de sizlere bir şeyler ikram edeyim…”

-“Evin erkeği içerde mi?” Diye sorar adamlar.
-“Hayır”, der kadın.
Continue reading →

Bir fıçının içine bir karınca düşmüş,

Bir insan gelmiş fıçının başına. Karıncayı görünce

-“Ne işin var senin burada” demiş, karıncayı ezmiş yok etmiş.

Bir insan gelmiş fıçının başına. Karıncayı görmüş.. Continue reading →

Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Olacak ya, köle bir gün Sultan Mahmud’un kölesi olmuş. Sultan köleyi taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sevmiş.

Derken Sultan’ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın haznedarı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar ona emanet edilir olmuş. Continue reading →

Sevgi onu hiç tanımıyordu, ama Gökhan Sevgi’yi her zaman pencerede görüyordu. Onun gözlerinin görmediğini biliyordu.

Gökhan, lunaparkta bir gün Sevgi’yi yalnız başına otururken gördü. Onunla tanışmak için fırsat bulduğuna sevinmişti. Ne zamandır onunla arkadaş olmak istiyordu.

Gökhan onun ne kadar yalnız olduğunu biliyordu. Sevgi’ye sessizce: Continue reading →

Bir hükümdara birbirinin aynısı olan üç heykel hediye olarak gelir.

Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırtır. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle inceler ama aralarında bir fark göremezler.

Günler geçer, bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştur. Kimse çözüm bulamaz bu duruma. Continue reading →

Moses Mendelssohn hiç yakışıklı bir adam değildi. Çok kısa boyunun olmasının yanı sıra, çok garip bir de kamburu vardı. Moses Mendelssohn, günün birinde Hamburg’da yaşayan bir işadamını ziyarete gitti.

İşadamının, Frumtje adında çok güzel bir kızı vardı. Moses, bu güzel kıza umutsuz bir aşkla tutuldu. Fakat güzel kız onun çirkin görüntüsünden ürkmüştü. Continue reading →

Eski zamanlarda bir kış, gece soğukları başlamış. Bu gece soğuğundan bütün hayvanlar etkilenmişler, büyük kayıplar vermişler ama en çok kayıp verenler kirpilermiş; bildiğiniz gibi onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok.

Bunların yerine kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri var. Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış çözüm aramaya başlamışlar. Continue reading →

İki hasta adam aynı hastane odasında kalıyordu.

Hastalardan birine akciğerlerindeki sıvının akması için öğleden sonraları bir saatliğine dik durmasına izin verilmişti.

Onun yatağı odadaki tek pencerenin yanındaydı. Continue reading →