Kategori: İncili Çavuş Fıkraları

Bir yabancı elçiyi padişah kabul edecekti.

Bu elçi, ülkesinin çok varlıklı olduğunu göstermek İçin; ne kadar altın, inci, elmas gibi süs eşyası varsa, bunları üstüne başına takıp takıştırıp huzura çıkmak istedi.

Saray görevlileri bu adamın yaptığı garipliğin önüne geçmek istiyorlardı ama ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Hemen akıllarına İncili çavuş geldi : Continue reading →

İncili Çavuş zamanında Acem’den elçi gelmiş, nâme getirmiş. İncili Çavuş’u elçiye nedim tayin etmişler.

Bir gün elçi ile İncili bir aradayken ezan okunmuş.

İkisi de aptes almak için ayağa kalkmışlar.

İncili Çavuş ayağını yıkarken, elçi: Continue reading →

İncili Çavuş Acem’e gittiğinde, Şah İsmail’in fermanıyla bozuk yumurta ile yapılmış bir yemek ikram ederler.

Sohbet sırasında İncili Çavuş, elinde olmadan bir zarta çeker.

Ancak derhal makadına dönüp,

– “Eğer şah-ı âlişana elçiliğe sen gelmiş isen biz sükût edelim, sen şahım ile dilleş, eğer biz gelmiş isek sen biraz sükût eyle, biz konuşalım” demiş.  

 Mâlik-i mülk-i Acem Şah İsmail’in Nefes adında bir mahbûbu var imiş.

Bir gün İncili Çavuş’a, -“Rûm’da mahbûb yoktur cümlesi çirgın görünüşlüdür”, deyince

Çavuş da:

– “Ey Şahım Rûm’da mahbûb vardır ki en kötüsünün zartası Şahımın nefesinden âlâdır” diyerek onu susturmuş.

İncili Çavuş Acem Şahı’na vardıkta Şah İsmail sualden sonra

-“İslambol’da Farisi bilir kimse var mıdır” demiş. İncili de -“İslambol’un köpekleri bile Farisi bilip söylerler” diye yanıt vermiş.

Şah da:

– “Köpekler nasıl Farisi bilip söylerler” diye sorunca Çavuş da şöyle konuşmuş: Continue reading →

Bir gün İncili Çavuş zamanın padişahına kırılır. Ortalıktan kaybolur. Her yerde aranmasına rağmen, bir türlü bulunamaz.

Padişahın kendisinin nükteli sözlerine ve sohbetine ihtiyacı vardır ama İncili ortalarda görünmez.

Padişah adamlarına İncili’yi bulmalarını emreder. Ama ne mümkün incili bulunamaz. Çünkü İncili Çavuş dağda bir Yörük çadırına gitmiş yörüğe yayıkçı (Turfan yayan) olarak çırak durmuştur.  Continue reading →

Yine bir gün padişahın boş günleri ve zamanları hep İncili ile geçmektedir.

— Ey incili sana bir saray sırrı vereyim, ama ikimizin arasında kalacak, kimseler duymasın. Bu derdimi kimseye açamadım sana sır veriyorum, yengenle uzun süredir küsüz, yengen bana soğuk davranıyor” der.

İncili:

— O iş kolay padişahım” deyince Padişah Continue reading →

Bir gün bizim incili çavuşun memleketinden tanıdığı birisi İncili’ye misafir olur.

Tabi İncili saraydadır. Olacak ya o gün de İncili’nin sarayda vezir vüzera ile sohbet toplantısı vardır. İncili misafiri şöyle bir süzer ve misafirin biraz geveze ve dengesiz olduğunu görür, toplantıya götürmek istemez.

Tabi kendisi de gitmez ama toplantılar, İncili olmazsa tatsız olur. Hani “kambersiz düğün mü olur” derler ya işte bu da öyle. Continue reading →

İncili Çavuş, İstanbul’da bir ara beş parasız kaldı. Karşıya geçip bir arkadaşından borç para istemeye karar verdi. Ama geçmek için kayıkçıya verecek parası da yoktu.

 Evinden çıktı, düşünceli bir şekilde iskeleye vardı.

Bir kayıkçı, bunu kayığına aldı. Nereye gideceğini sordu.İncili Çavuş sağır ve dilsiz numarası yaparak, eliyle karşıyı işaret etti. Continue reading →

Divanenin biri her nasılsa tımarhaneden firar ederek, doğruca Süleymaniye Camii şerifinin minaresine çıkmış. O esnada ezan okumakta olan müezzini belinden yakalayarak:

—”Haydi hazır ol! Tevbe ve estağfir et, seni buradan aşağıya atacağım. Paldır küldür nasıl yuvarlandığını göreceğim” der.

Divanenin beline sarıldığını gören müezzin, korkusundan tir tir titremeye başlamış ve kendisini kurtarmak için, derhal hatırına divaneyi aldatmak hususu geldiğinden, demiş ki: Continue reading →