Aylar: Aralık 2020

Şarap yaklaşık 9000 yıldır varmış.

Tanrı 1400 yıl önce yasaklamış.

Şimdi, 7600 yıl boyunca yaşamış insanlar bu günahtan muaf mı tutulacak??

Bilmediğinin farkına varmak bir erdemdir.
Bildiğinin eksik olduğunu anlamak erdeme katılmış bir katkıdır.
Bildiğinin yanlış olduğunu kabul etmek erdemi en üst düzeye çıkarmaktır.
Cahilliği tanıma gerek yoktur.
O her zaman her şeyi bilir.

Eski devir, iki arkadaşın yolu bir şehre düşmüş, bakmışlar, halkın gözü havada, bir şey bekliyorlar:

-“Ne oluyor, ne bekliyorsunuz?”

-“Kral öldü yenisini seçeceğiz! En yaşlı kargayı uçurduk, kimin kafasına pislerse, kral o olacak!”

Derken karga, ikisinden birinin kafasına pislemiş:

-“Yaşasın kral!”

İki arkadaştan biri kral olmuş, diğeri de yola devam etmiş!

Continue reading →

Diktatör emir vermiş:

“Bunları, bu fıkraları kim uyduruyor, bulun getirin!”

Bulup getirmişler:

-“Bunları sen mi uyduruyorsun?”

Boynunu bükmüş:

-“Evet efendim!”

Continue reading →

Çok sık darbe olan Güney Amerika devletlerinden birinde, bir hapishanede üç mahkûm birbirlerine niçin hapse düştüklerini anlatıyorlarmış.

Birinci mahkûm,

-“Yaşasın Gonzales dedim diye hapse atıldım” demiş.

İkinci mahkûm,

-“Kahrolsun Gonzales dedim diye hapse atıldım” demiş.

Üçüncü mahkûm ise

-“Ben Gonzales olduğum için hapse atıldım” demiş.

Mısır halkına göre Mübarek’e Azrail bile söz geçiremiyordu.

Hasta yatağındaki Mübarek’e

-“Nihayet halkınla vedalaşma zamanı geldi” diyen Azrail’e başkanın yanıtı -“Halkım nereye gidiyor?” olmuştur.

İspanya’da Franco döneminde pulların üzerine Franco’nun resmi basılmış. Adam postaneye gidiyor, pul alıyor. Tükürüyor pula ama pul bir türlü yapışmıyor.

Adamın çabasını izleyen postacı dayanamıyor:

-“Onların yapışması için arkasına değil, yüzüne tükürmen lazım” diyor.

Kitlesel baskı ve korku yaratmanın deha çapındaki diktatörü  Stalin, adamlarının açıklamalarının hiçbirini beğenmez. Masadaki votka şişesi yarı yarıya boşalmıştır… Bir kadeh daha içki yuvarlayıp soğuk ve ürpertici bir sesle şöyle der:

“Yönetimi ele geçiren hükümdarın ya da o güçteki bir liderin Tanrı’dan pek farkı yoktur. Halk onu öyle görür. Önce bunu bilin… Sonra, insanların karşınızda baş eğip durması için ne yapmanız gerektiğini bırakın da ben, şu beyinsiz kafalarınıza çivi gibi çakayım!” Hakaret ağır olmasına rağmen herkes memnun memnun sırıtır. Stalin’den hakaret işitmek bile onlar için önemli bir iltifat gibidir.

Continue reading →

Memleketin birinde bir diktatör falcıya gider. Falcı konsantre olarak gözlerini yumar ve konuşur;

-“Sizi büyük bir caddeden üzeri açık bir araba ile geçerken, halkın yaptığı tezahüratı görüyorum…”

Diktatör her zamanki gibi pis pis sırıtır ve sorar;

-“Peki halk memnun mu gözüküyor?”

-Evet, her zamankinden daha çok mutlular”

-“Halk arabanın etrafında koşuşturuyor mu?”

-“Evet arabanın etrafında deliler gibi koşturuyorlar, polis yolu açmakta zorlanıyor.

Continue reading →

Bir Bektaşi dervişi, yayan olarak Hicaz’a gitmek ister. Hazırlığını yapıp yola düzülür.

Yolculuk günlerce, aylarca devam eder. Gündüzleri yollarda, geceleri ise dağlarda, kırlarda, su başlarında geçiren Bektaşi, yorgun ve bitkin bir halde Mısır’a kadar gelir. Şehirde kalacak bir yer ararken, Mısır hidivi Mehmet Ali Paşa’nın sarayı önüne gelir, kapının önünde durur. Hayran hayran sarayı seyrederken, o sırada bir gürültü kopar, kapıcılardan biri üzerine saldırır,

-“Çekil be herif” diye Bektaşi’yi kolundan tutup bir tarafa savurur.

Continue reading →

Bir Güney Amerika ülkesinin diktatörü, vakti zamanı gelince, öbür dünyayı boylamış.

Cehennemde zebaniler sormuşlar:

-“Politikaya neden girdin?”

-“En tatlı, en kolay, en kıyak para orada var da ondan!”

-“Tamam da… Paraları kazanıp dünyalığını yaptıktan sonra niye devam ettin?”

Continue reading →

Hafif içkili bir adamın yanına çöker. Oradan buradan konuşurlarken sorar:
-“Böyle hergün içmek için ne kadar kazanıyorsun?”

Sarhoş:
-“Günde 2 bin lira”
-“Peki kemerleri biraz sıkalım diye ücretleri azaltıp, koşulları ağırlaştırsak, ne kadar kazanırsın?”

Sarhoş:
-“4 bin lira.”
 -“Peki biraz daha sıkarsak kemerleri?”
-“O zaman 5 bin liraya para demem.”

Continue reading →

Ak Parti İstanbul’da İl başkanını seçmek için seçim yapılacakmış.

Genel merkezin desteklediği adaya karşı bir kiş tuturmuş ben de aday olacağım. Bütün uğraşlara ragmen kararından vaz geçmemiş.

Gün gelmiş il kongresi toplanmış ve seçim yapılmış. Ak pari Genel başkanın huzuruna çıkılır.

-“Çok iyi haberlerim var başkanım” diye başlar.

-“İstanbul il kongresi seçimi yapıldı. Genel Merkezin desteklediği adaya delegelerin yüzde 98,6’sının oyunu aldı. Seçime katılanların sadece yüzde 1,4’ü sizin desteklediği adaya oy vermemiş. Bizden başka bir isteğiniz var mı?”

Ak Parti Genel başkanı gülümseyerek yanıt verir: 

-“Tabii ki o yüzde 1,4’ün isim listesini”

Diktatörün teki bir gün bir çiftlikte konuşma yapacaktır. Bütün donanım kurulur, diktatör halkın karşısına dikilir ama kafasının etrafında bir sürü kocaman sinek uçmaktadır. Diktatör çok kızar. Çiftliğin sahibine seslenir:

-“Bu sinekler niye benim kafamın üstünde uçuyor…”

Çiftlik sahibi mahcup bir ifadeyle:

-“Efendim” der.

-“Onlar genelde eşeğin kıçında uçuşan sineklerdir.”

Diktatör bu yanıt üzerine küplere biner.

-“Kimsin sen?, sen bana eşeğin kıçı mı diyorsun?”

Continue reading →

Hüsnü Mübarek yardımcılarından birine: 

-Söyle bakalım, ben mi büyüğüm yoksa Nasır mı büyük” diye sormuş.

Bunun üzerine yardımcısı: 

-“Tabii ki siz büyüksünüz efendim” demiş.

Mübarek:

-“Neden büyüğüm” demiş.

Yanıt, 

-“Nasır İsrail’den korkardı siz korkmuyorsunuz o yüzden” olmuş.

Continue reading →

Hitler iktidara gelişinin birinci yılında alayın önünde büyük bir tören düzenlemiş. Halk meydanı doldurmuş, diktatör balkona çıkmış, tam nutkuna başlayacak, bir ses:

“-“Hapşuuuuu!”

Hitler:

-“Kim hapşırdı?”

Ses yok!

-“Birinci sırayı toptan kurşuna dizin!”

Öndekileri alıp götürmüşler!…

Continue reading →

Şili diktatörü Pinochet, bir gün kılık değiştirip sinemaya gitmiş.

Salonda yerine oturmuş.

Kimse onu tanımamış.

Derken ışıklar sönmüş, filim başlamış.

Filmin bir sahnesinde Pinochet’in görüntüsü gelmiş perdeye. Sinemadaki bütün seyirciler, ayağa kalkıp alkışlamaya ve Pinochet lehinde tezarüata başlamış.

Continue reading →

Vehbi Koç ve Sakıp Sabancı bir iş görüşme yemeğinde bir araya gelirler.

Ana konuya geçmeden önce ailelerinin geçmişlerini yad ederek anarlar.

Yani nereden geldiklerini unutmadıklarını belli etmektedirler.

Bu muhabbeti duyan bir garson araya girererk,

-“Benim ailemde iki göbek öncesi Artvin’den göç ederek İstanbul’a gelmişler.”

Continue reading →

Vehbi Koç ve Sakıp Sabancı bir iş görüşme yemeğinde bir araya gelirler.

Ana konuya geçmeden önce ailelerinin geçmişlerini yad ederek anarlar.

Yani nereden geldiklerini unutmadıklarını belli etmektedirler.

Bu muhabbeti duyan bir garson araya girererk,

-“Benim ailemde iki göbek öncesi Artvin’den göç ederek İstanbul’a gelmişler.”

Continue reading →

Vehbi Koç ile oğlu her hafta aynı restoranda yemeğini yer, yine eş ve dostlarını aynı mekanda ağırlarmış.

Tabi Vehbi Koç ve oğlu Rahmi Koç’un dostları yemeğe ya da toplantılara geldiklerinde bütün çalışanlar alarma geçer, hizmette eksik olmaması için herkes var gücüyle çalışır, konukları ağırlarlarmış.

Garsonlar Vehbi Koç’tan fazla bahşiş koparmak için adeta birbirleriyle yarışarak hizmette kusur olmaması için özen gösteriyorlarmış. Fakat Vehbi Koç’un verdiği bahşişler garsonlara az geliyormuş ve oğlu Rahmi Koç babası görmeden garsonlara bir miktar daha bahşiş vererek onların gönlünü alıyormuş.

Continue reading →

Sayın Sabancı o bildik konuşma tarzıyla bıçkın bir delikanlıyla konuşmaktadır. Sürekli “Gardaşım” sözcüğünü kullanmaktadır.

Bıçkın delikanlı.

-“Sayın Sabancı, gardaşınız olarak artık bize de bir çıkma atarsınız” der.

Sakıp Sabancı konuşmaya devam eder.

-“ Güvenilir bir insan ol, risk almayı bil, cesur ol, güler yüzlü tatlı dilli ol, dünyanın senin etrafında dönmediğini bil…”

Continue reading →

Sayın Sabancı’nın öğütlerini okuyan gencin kafasına bir soru takılmıştır.

Gün gelir bir törende karşılaşırlar.

Gencin hafif bir kekemesi vardır.

Ve genç heyecanlanmıştır.

Ama mutlaka soru da sorması gerekmektedir.

Uzun uğraşlardan sonra soru sormayı başarır

-“Sasasasayın Sasasabancı, siz kaç yaşında sasasanayi işine girdiniz?”

Continue reading →

Sakıp Sabancı birgün bir iş seyahati için yurt dışında bulunur.
Burada onu gören ve tanıyan yaşlı bir amca onun yanına gelir ve sorar:
–“Sakıp ağa, LasSA ve ÇimSA senin midir?”
Sakıp Sabancı cevaplar:
–“Evet benimdir.”
Yaşlı adam tekrar sorar:
–“Peki ya ToyotaSA?”
Sakıp Sabancı:
–“Evet oda benim.”
Yaslı adamın merakı daha da çok artar ve tekrar sorar:
–“Ya Manisa ve Bursa?”
Sakıp Sabancı:
–“Sayılır.”
Yaşlı adam şaşırır ve şöyle der:
–“Ya ağam, bunca malın mülkün hesabını ahirette nasıl vereceksin?”
Sakıp Sabancı yanıtlar:
–“O da sorunmu gardaşım, İsa’da Musa’da bizim.”

Continue reading →